Yol Ayrımındaki Türk-Yunan İlişkileri: İşbirliği mi, Rekabet mi?

Son dönemde yaşanan Yunanistan’ın yeni imzaladığı savunma anlaşmaları, Türkiye’nin ABD’den F-16 temin etme girişimleri ve Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri vb. gelişmeler Türk-Yunan ilişkilerini bir kez daha gündeme taşıdı. Türkiye ve Yunanistan’ın uzunca bir süredir, diğer alışılagelmiş sorunlarının yanı sıra, Doğu Akdeniz’de çekişme yaşadığı ve birbirlerine karşı güç gösterisinde bulunduğu bilinmektedir. Bu durum, her iki tarafın da güvenlik odaklı dış politika eğilimleri nedeniyle, tarih boyunca iki komşu ülkenin birbirilerine karşı agresif bir tutum sergilediği düşünüldüğünde normal karşılanabilir. Fakat, söz konusu güvenlik odaklı dış politika anlayışı gerek Türkiye ve Yunanistan gerekse de müttefikleri için son derece sorunlu, maliyetli ve zaman kaybettiricidir. Bunun da ötesinde Ağustos ayında her iki ülkede yaşanan orman yangınları göstermiştir ki, bu anlayış zaruri hallerde dahi iki ülke arasında etkin bir iş birliğini engellemektedir. Nitekim, orman yangınları sırasında yangınla mücadele konusundaki ağır eleştirilere maruz kalan Türk hükümeti Yunanistan’ın yardım teklifini kibarca geri çevirirken, kendisi Yunanistan’a iki yangın söndürme uçağı göndermiştir. Aslında, Türkiye ve Yunanistan -1999 yaşanan yıkıcı deprem felaketinin bir mirası olarak- doğal afetlerde iş bilirliği yapmayı hedefleyen “Doğal Afetlere Karşı Türk-Yunan Ortak Görev Gücü” (JHET-SDRU) adlı bir mekanizmaya sahiptir. 1999’da iki ülke arasında başlayan yakınlaşma politikaları çerçevesinde, ortak görev gücünün kurulmasına dair anlaşma 2001’de imzalanmış, akabinde 2004 ve 2006 yıllarında sırasıyla Türk ve Yunan parlamentolarında onaylanmıştır. Yakınlaşma ruhunun karşılıklı olarak aşınması sonucu, iki taraf da fabrika ayalarına dönerek birbirilerini dengeleme mücadelesine tekrar dönmüştür.

Türkiye ve Yunanistan, yakınlaşma döneminin bir diğer mirası olan istikşafi görüşmelerin 63. turunu 6 Ekim’de Ankara’da tamamlamış olsalar dahi iki NATO müttefiki açıklamaları ve politikalarıyla birbirlerini kışkırtmaya devam etmektedir. Söz konusu politikalar ile üçüncü taraflarla ilişkiler sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası güvenliği de etkilemektedir. Bu politika notunda Dr. Cihan Dizdaroğlu, iki ülkenin mevcut kapasiteleri göz önünde bulundurulduğunda, uzun süreli rekabetin kazananı olmayacağını dolayısıyla her iki tarafın rekabet/çatışma yerine diyalog kanallarını işletmesinin daha yararlı olacağını savunmaktadır.


Politika notunu PDF formatında indirmek için tıklayınız (sadece İngilizce olarak yayınlanmıştır).