Türkiye'de Vergilerin Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri

Türkiye’nin maruz kaldığı ekonomik yavaşlama ve düşük büyüme problemleriyle baş edebilmek için uygulanan para politikaları oldukça önemli bir tartışma konusudur. Bu raporda, Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar, Prof. Dr. Haluk Levent ve Prof. Dr. Öner Günçavdı Türkiye’nin mevcut ekonomik problemlerini aşmak için uygulanan para politikalarının doğru maliye politikaları ile desteklenmesi yaklaşımından yola çıkarak Türkiye’nin vergi sistemine ve vergilendirmenin gelir dağılımına etkisi üzerine kapsamlı bir inceleme yapmıştır. Yazarlar aynı zamanda bu çalışmada elde ettikleri ampirik sonuçlara dayanarak Türkiye’de vergi kurumuna yönelik güvenin ve algının güçlendirilmesi ve vergisel gelirde adaletinin sağlanmasına yönelik uygulanabilir politika önerilerini sunmaktadır.

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız.


Uluslararası standartlara göre Türkiye çok fazla vergi geliri toplayamayan ülkeler arasındadır. OECD verilerine göre 2018 yılında toplam vergi gelirlerinin GSYİH’ya oranı ülkemizde sadece yüzde 24 civarındadır. (Aynı oran Fransa’da yüzde 46, İtalya’da yüzde 42 seviyelerindedir.) Bu payın, 2009 Mart ayında arttığı, 2011 yılında da yüzde 26 seviyesine ulaştığı görülmektedir. Bu çalışmaya konu olan Hanehalkı Bütçe Anketlerinde yer alan hanehalklarının eşdeğer toplam gelirleri[i] içinde eşdeğer toplam vergilerin payı ise yüzde 17 seviyesindedir.


Vergi gelirlerinin düşüklüğünün yanı sıra nasıl toplandığının da önemi büyüktür. Zira ağırlıklı olarak gelir ve servet üzerinden ve göreli olarak daha zenginden daha fazla oranda alınacak vergiler ekonomide daha adil bir gelir dağılımının ön koşuludur. Öte yandan Türkiye’de olduğu gibi gelir ve servet üzerinden vergi toplamakta zorlanan hükümetlerin başvuracakları gelir toplama şekli, çoğunlukla dolaylı yoldan, tüketim üzerinden alınan vergilerdir. Bireylerin gelir düzeylerini dikkate almayan bu tarz vergiler, göreli olarak düşük gelirli hanehalklarının üzerinde çok daha fazla yük oluşturmakta ve ekonomideki gelir eşitsizliklerini desteklemektedir.


Bu çalışmadaki incelemelerimizde de görüldüğü gibi, ülkemizdeki vergi gelirleri ağırlıklı olarak tüketim üzerinden alınan vergilere dayanmaktadır. OECD verilerine göre 2018 yılında tüketim üzerinden alınan vergilerin GSYİH’ya oranı yüzde 9,9 iken, gelir vergilerinin oranı yüzde 5,9’dur. Ücret gelirleri hanehalklarının en önemli gelir kaynaklarından biridir ve 2018 yılı itibariyle net eşdeğer ücret gelirleri toplam gelirler içinde yüzde 40’ı aşan bir paya sahiptir. Bu gelirlerden elde edilen gelir vergileri kaynağında kesintiye uğraması nedeniyle ülkemizdeki en önemli ve istikrarlı vergi gelir kaynaklarından biridir. Ancak bu durum farklı gelir grupları üzerinde farklı derecelerde yük yaratmakta ve gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemektedir. Toplam gelir vergisinin toplam brüt gelir içindeki payına bakarak en fazla gelir vergi yüküne maruz kalan gelir gruplarının iki uçta yer alan, en zengin ve en fakir gelir grupları olduğu anlaşılmaktadır. Dahası brüt ücret gelirinden göreli olarak en fazla gelir vergisine maruz kalan gelir grubunun da en fakir yüzde 20’lik gelir diliminde yer alan haneler olduğu görülmüştür. Bu bulgular ülkemizdeki vergi sisteminin gelirin yeniden dağıtımı yoluyla gelir dağılımı üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedir.


TÜİK’in “Hanehalkı Bütçe Anketlerine” dayanarak elde edilen eşdeğer hane gelirleri üzerinden yapılan incelememize göre, gelir vergisi ve transfer ödemelerinin eşdeğer hane gelirleri arasındaki eşitsizliği ciddi oranda azalttığı görülmüştür. Ancak, harcamalardan alınan vergilerin ise gelir dağılımı üzerinde bozucu etkisine rastlanmıştır. Bu da farklı gelir dilimlerinde yer alan hanehalklarının farklı vergi yüklerine maruz kalmaları anlamına gelmektedir. Gelir dilimleri bakımından yaptığımız incelemede ise, gelir verilerinin en zengin gelir grubun üzerinde en yüksek etkiye sahip olduğu, en fakir gelir grubundaki etkisinin ise daha düşük olduğu görülmüştür. Bu sonuç, en düşük yüzde 20’lik gelir dilimindeki hanehalklarının eşdeğer gelir düzeyi bakımından daha homojen bir gelir dağılımına sahip olmasının bir sonucudur. Öte yandan transfer gelirlerinin ise, en fakir gelir grubunun içindeki gelir dağılımına etkisi çok daha fazladır.


Son günlerde kamuoyunda sıklıkla tartışılan asgari ücretin vergiden muaf tutulmasına yönelik yaptığımız simülasyon bu gelirden alınan vergilerin ciddi bir eşitsizlik kaynağı olduğunu göstermiş ve asgari ücretin vergiden muaf tutulması durumunda, bunun ülkemizdeki mevcut gelir dağılımına olumlu yönde etki edeceği, gelir dağılımını iyileştirebileceği sonucuna varılmıştır.


Ekonomilerin içine düştükleri krizlerden çıkabilmek için başvurdukları para politikalarının ekonomilerde yapısal sorunlar yaratmakta olduğu, hatta krize geçici çözüm olduğu tartışılan bir husustur. Özellikle doğru maliye politikaları tarafından desteklenmeden uygulanan para politikalarının, ekonomide yapısal bir karakter gösteren problemlerin çözülmesinde çok da faydalı olmadıkları bilinmektedir. Örneğin bugünkü gibi iç talepte yaşanan düşüşleri gidermeye yönelik düşük faiz politikalarının, bu talebi canlandıracak kesimlerin borçlanmalarına olanak sağlayamadan, krediye daha kolay ve hızlı erişebilen kesimler lehine avantajlara neden olduğu günümüzün bilinen gerçeklerindendir. Bu itibarla, bugün maruz kaldığımız ekonomik yavaşlama ve düşük büyüme problemleriyle baş edebilmek için uygulanan para politikalarının mutlaka uygun bir maliyepolitika karmasıyla desteklenmesine ihtiyaç vardır. Ancak o zaman bu para politikalarının gelir dağılımında yaratacağı bozulmaların önüne geçilebilecektir.


Bu çalışmada elde ettiğimiz ampirik sonuçlara dayanarak yaptığımız politika önerilerinden biri vergi kurumuna yönelik güvenin ve algının toplumumuzda güçlendirilmesi ve vergisel gelirde adaleti sağlamaktır. Ancak son yıllarda ülkemizdeki her kurumda yaşandığı gibi, kurumsal manada vergi sisteminizin güvenilirliği bakımından kamuoyu nezdinde bir algı erozyonuyla karşı karşıya kaldığımız kesindir. Özellikle son yıllarda iktidar koalisyonunda yer alan kesimlere avantajlar sağlayacak şekillerde vergi sistemimize yapılan müdahaleler, vergilerin tarafsızlığı ilkesini zedeleyici bir nitelik kazanmıştır. Bu durum farklı kesimler arasındaki nispi fiyatları etkileyerek ülkemizde var olan eşitsizlikleri daha da bozucu etkilere yol açmaktadır. Yapılan bu müdahalelerin kurumsallıktan, şeffaflıktan uzak bir şekilde, salt iktidara yakınlık kriterine göre yapılması kamuoyundaki vergi ahlakının gelişimine olumsuz etkide bulunmaktadır. Tüm bu olumsuz gelişmeleri de dikkate alarak, bu çalışmada elde ettiğimiz ampirik incelemelerimiz sonucunda elde ettiğimiz önerilerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:


  • Kamu harcamalarında şeffaflığınve hesap verilebilirliğinsağlanması, toplum nezdinde ödenen vergilerin gerekliliğine yönelik algının güçlenmesine ve vatandaşın vergiye tabi gelirlerini beyan etmesine teşvik edecektir.

  • Ülkemizde vergide adaleti ortadan kaldıran ve gelir dağılımı bakımından da olumsuz etkiler oluşturan vergi aflarınason verilmesi toplumun vergiye yönelik bakışını değiştirecektir. Özellikle son yıllarda sürekli başvurulan bu yöntem, vergilerini kaynağında ödemek zorunda kalan, ödemekten kaçınamayan kesimler bakımından haksızlığa, daha da kötüsü gelir dağılımında kötüleşmeye yol açmaktadır.

  • Ülkemizde düşük gelirli hanehalkları üzerinde göreli olarak daha fazla yük oluşturan ve gelir dağılımının bozulmasına yol açan tüketim üzerinden alınan vergilerin toplam vergiler içindeki payının azaltılması gerekmektedir. Dahası göreli olarak bu gelir gruplarının lehine sonuçlar verecek bir şekilde, düşük gelirli hanehalklarının tüketimleriyle maruz kaldıkları dolaylı vergilerin oran olarak azaltılması, içinde bulunduğumuz gibi güçlü bir kriz ortamında ithalata yol açmadan, iç talebe ciddi kaynak yaratılmasına olanak sağlayacaktır. Önümüzdeki birkaç yıl boyunca büyümeye kaynak olması bakımından Türkiye ekonomisi için çok önemli olacak iç talebin, borçlanmaya başvurmadan, sadece hanelerin gelirlerine yapılacak desteklerle arttırılabilmesi gerekmektedir. Dahası bu destekler oluşturulurken, mal taleplerinin ithalata en az düzeyde yönelmesi mümkün olan, düşük gelirli hanehalklarının gelirlerinin hedeflenmesi yerinde olacaktır.

  • Gelir ve servet vergilerine ağırlık verilerek tüketim vergilerinin azaltılması için imkân yaratılmalıdır. Yaptığımız ampirik incelemeler gelir vergisinin; ‘gelirin yeniden dağıtım etkisinin’ daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Dahası bu şekilde ülkemizdeki gelir dağılımının düzelmesi yönünde de önemli bir katkı yaratılabilecektir. Çok daha önemlisi, vergi yükünün daha adil dağıtımı ve göreli olarak daha adil bir gelir dağılımı için orta gelir gruplarındaki vergi yükünün de makul ölçülerde arttırılmasına gerek vardır.

  • Yine bir politika önermesi olarak asgari ücretin vergiden muaf tutulması hem bozuk olan gelir dağılımını iyileştirmek, hem de büyümek için gerekli talep eksikliğini yurtiçi taleple giderecek düşük gelirli kesimlere gelir desteği verebilmek için önem arz etmektedir.

  • Enflasyon bir ülkedeki nispi fiyat yapısını bozan en önemli iktisadi dengesizlik problemidir. Uzun süreli yüksek enflasyon dönemlerinde farklı gelir gruplarının vergiye tabi oldukları gelirlerin üst eşik değerler enflasyondan aynı derecede etkilendiklerinden kesimler arası nispi fiyatlarda bir değişimin işareti görülmez. Ancak bu çalışmada görüldüğü gibi, ülkemizdeki enflasyonun üst gelir gruplarının tabi oldukları eşit gelir seviyelerini göreli olarak çok daha fazla etkilediği anlaşılmıştır. Böyle bir durum gelirler dilimleri belirlenirken, özellikle üst gelir diliminin tabi oldukları eşit değerlerin yeterince fazla arttırılmadığı ve bu sebeple bir üst gelir vergisi oranıyla vergi vermesi gereken sayısının olması gerekenden düşük tespit edildiği anlamına gelmektedir. Bu amaçla öncelikle makro iktisadi istikrarın temini gerekmektedir. Bu yapılana kadar, ekonomideki gelir dengelerini tutturmak bakımından gelir vergisi eşiklerinin enflasyona karşı eşit derecede direnç gösterecek düzeyde tespit edilmesinde yarar vardır.

*** [i] OECD eşdeğerlik ölçeğine göre düzeltilmiş gelir ve vergiler.