Türkiye İçin Yeni Bir Hükümet Sistemi: Hükümet Sistemi Kaynaklı Sorunlar ve Çözüm Önerileri

En son güncellendiği tarih: Oca 14

Demokratikleşme süreçlerinde kurumlar yaşamsal bir rol oynamaktadır. Öyle ki demokrasiler kurumsallaştıkları oranda işlerlik kazanmakta ve aşılması zor krizlerin üstesinden gelebilmektedir. Kurumlar, kendilerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini erkler ayrılığı ve demokrasi esaslarına göre tanımlayan normlar aracılığıyla sadece düzenleyici ve dengeleyici değil, aynı zamanda dönüştürücü bir işleve de sahip olmaktadır. Bu sebeple, demokratik kurumların inşası, tanımı gereği dinamik olan demokratikleşme süreçlerinde fiili adımların atılabilmesi için büyük önem arz etmektedir. IstanPol olarak Yeniden Sistem Tartışmaları (YST) adlı projemizde, Türkiye’nin demokratikleş(eme)me serüveninde, kurumsallaş(ama)ma sorununun öneminden hareketle, anayasal sisteme odaklanıyor ve iyi işleyen bir hükümet sisteminin demokratik kurumların inşası için iyi ve anlamlı bir başlangıç olacağını düşünüyoruz. Bu amaçla disiplinlerarası bir yöntemle başlattığımız projemizin ilk ayağında Türkiye’nin hükümet sistemi kaynaklı sorunlarına odaklanıp, bunların çözümü için yasama-yürütme ilişkilerini bütünüyle yeniden ele alan yeni bir hükümet sistemi öneriyoruz.

Proje Ekibi: Edgar Şar, Uğur Tabak (Proje Koordinatörleri), Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, Dr. Berk Esen


Rapora ulaşmak için lütfen tıklayınız.


Gelişmiş demokrasilere sahip ülkelerde, demokratik rejimin altyapısını oluşturan katılımcı, şeffaf ve etkin bir hükümet sisteminin ortaya çıkması ve pekişmesi onlarca senelik siyasi mücadeleler sonucu mümkün olmuştur. Aslında Türkiye, 75 yıllık çok partili rejimiyle bugün Avrupa Birliği üyesi olan birçok ülkeden daha eski bir demokratik geçmişe sahiptir. Öte yandan, çok partili hayata geçiş sonrası ortaya çıkan hükümet sistemi yeterince güçlü denge-denetleme kurumlarına sahip olmadığı için görece çoğulcu ve demokratik dönemler oldukça kısa sürmüş ve Türkiye askeri darbeler ile çoğunlukçu yönetim anlayışına sahip popülist otoriter iktidarlar arasında gidip gelmiştir.


Cumhuriyet tarihinde oldukça kısa süren görece demokratik dönemler bir tarafa bırakılırsa, sivil ve askeri otoriter dönemlerin Türkiye’nin çok partili siyasi yaşamına bu derece damga vurmasının en önemli sebeplerinden biri şüphesiz, bu dönemde yürürlüğe giren hiçbir anayasa veya hükümet sisteminin, siyasi alanda geniş katılımlı bir tartışma ve toplumsal uzlaşı sonucunda ortaya çıkmamış olmasıdır. Topluma demokratik olmayan süreçler sonucunda dayatılan anayasalar ve hükümet sistemleri, zaman zaman ortaya çıkan siyasi krizlerin demokratik yollarla çözülmesini imkansız kılmış; yakın tarihimizde otoriterleşmeye sebep olan gelişmelerin başında gelen siyasal kutuplaşmanın derinleşmesine ve baskın/hegemonyacı partilerin ortaya çıkışına engel olamamıştır.


16 Nisan 2017 günü yapılan halk oylaması sonucu yürürlüğe giren “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ise sivil siyasetçilerin kurguladığı bir sistem olmasına karşın, gerek içeriği, gerekse kabul edildiği siyasi ortam sebebiyle birçok açıdan sorunludur. Olağanüstü Hal şartlarında kurgulanmış olması ve halk oylamasının Yüksek Seçim Kurulu tarafından verilen oldukça tartışmalı bir kararın gölgesinde sonuçlanmış olması bir yana, yeni sistemin muhalefet partilerinin sistem tartışmalarına katılımı sonucu varılmış bir toplumsal uzlaşmaya dayanmıyor olması başlı başına büyük bir sorundur. Bugün birçok açıdan neopatrimonyal özellikler gösteren otoriter bir rejimin anayasal altyapısını oluşturan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin, vaat ettiği siyasal istikrarı sağlayamadığı; özellikle ekonomi ve dış politika alanlarında mevcut sorunların daha da şiddetlendiği görülmektedir. Ne yazık ki, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” yürürlükte olduğu kısa süre içinde Türkiye’de toplumsal kutuplaşmayı arttıran ve otoriterleşme eğilimlerini güçlendiren bir tablo yaratmıştır.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne yöneltilen eleştiriler, önceki dönemde yürürlükte olan parlamenter rejimin demokratik açıdan ideal olduğu anlamına gelmemektedir.

Türkiye’nin demokrasi serüveninde karşılaştığı askeri ve sivil otoriter seçenekleri aşmanın tek yolu güçlü denge ve denetleme kurumlarına sahip ve geniş kapsamlı toplumsal uzlaşmaya dayanan demokratik bir hükümet sisteminin tesis edilmesinden geçmektedir. Bu rapor Türkiye’de demokratikleşmenin önünü aşmak için güçlendirilmiş / rasyonelleştirilmiş bir parlamenter sistemin en uygun model olduğunu iddia etmektedir. Raporun ilk bölümü Türkiye’nin hükümet sistemi sorununu ele almakta, ikinci bölümde bu sorunun siyasal bağlamı tartışılmakta ve son bölümde de Türkiye için önerilen yeni hükümet sistemi ayrıntılarıyla tarif edilmektedir. Güçlendirilmiş parlamenter sistemin, temsilde adalete daha çok imkan vermesi nedeniyle Türkiye gibi etnik ve dini açıdan çoğulcu toplumlara sahip ülkeler için daha uygun olduğu görülmektedir. Ayrıca, bu yeni sistem, hem “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin yarattığı otoriter dinamikleri, hem de eski parlamenter sistemin karşılaştığı sorunları bertaraf edecek ve yüzüncü yılına girmeye yaklaşan cumhuriyetimizi demokratik bir çizgiye getirecektir.