Pandemide ve Sonrasında Yerel Yönetimler İçin Politika Önerileri

1992’de Rio de Janeiro’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın en önemli çıktılarından biri olan “Gündem 21” başlıklı eylem planı, “küresel düşün, yerel hareket et” anlayışıyla özdeşleşmiştir. Küresel sorunlara karşı yerel çözümler üretmeye çalışmanın önemi COVID-19 pandemisi sırasında da kendini gösterdi. Zira çok büyük ölçekte genel politikalar üretmek zorunda olan merkezi hükümetlerin aksine belediyelerin sorunlara yerele özgü kapasite ve dinamikleri harekete geçirerek, özgün, etkili ve hızlı cevaplar geliştirme konusundaki önemi bir kez daha anlaşıldı. COVID-19 salgınına karşı hastalığın yayılımının yavaşlatılması için gerekli düzenleme ve hijyen tedbirlerinin alınmasında, salgının seyrinin daha yakından ve gerçekçi bir şekilde gözlenmesinde ve salgın sonucu ortaya çıkan sorunlara çare üretilmesinde yerel yönetimler çok daha yaratıcı, etkili ve hızlı olabildiler.


Doç. Dr. Ulaş Bayraktar"

Politika notunu PDF formatında okumak için tıklayınız.


Bu politika notunda COVID-19 sürecinde belediyelerin gerçekleştirdiği böylesi çalışmaları değerlendirmek ve bundan sonraki dönemde izleyecekleri politikalara dair önerilerde bulunmak için “hemşehri hukukunu” temel alıyoruz. Demokratik belediyeciliğin evrensel ontolojik ruhu olarak tarif edebileceğimiz ve Türkiye mevzuatında 1930 yılından beri var olan bu kısa yasa maddesi kent sakinlerinin yönetimleriyle nasıl ilişkileneceklerini ve ne gibi haklara sahip olduklarını en sarih biçimde tarif eder (Belediye Yasası md. 13).


Hemşehri hukukunun öngördüğü katılım, bilgilenme, yardımlardan yararlanma hakları, sosyo-kültürel bağların önemi ve kurallara uyma ödevi COVID-19 pandemisi sırasında Türkiye ve diğer coğrafyalardaki yerel yönetimlerin gerçekleştirdiği çalışmaları analitik bir düzlemde ele almamızı sağlayan bir çerçeve sunar. Bu notta hemşehri hukukunun öngördüğü ve yukarıda sayılan unsurlar etrafında öncelikle COVID-19 pandemisi sırasında dünyada ve Türkiye’de kentler düzeyinde yürütülen çalışmaları hızlıca ele alıp bunun ardından kent yönetimlerinin önümüzdeki dönemde karşılaşmaları muhtemel sorunlara karşı başvurabilecekleri politika önerilerine yer vereceğiz.[1]


Katılım ve Uyum


Hemşehri hukukunun çerçevesi, herkesin ikamet ettiği beldenin hemşehrisi olarak sahip olunan hakları tanımlar. Bu hakların başında tüm hemşehrilerin belediyenin karar ve hizmetlerine katılma hakkı gelir. Ancak bugünlerde COVID-19 salgınının fiziki bir araya gelişleri engellemesi sebebiyle katılımdan öte kurumsal temsil mekanizmalarında dahi büyük aksaklıklar yaşandığını biliyoruz. Çeşitli yerel yönetim birimlerinde askıya alınan belediye meclis toplantılarının istisnai olarak yapıldığına şahit olduk. Oysa İspanya’da Barselona Kent Konseyi, toplantılarını dijital kanallar üzerinden gerçekleştirirken, Madrid yönetimi de “Karar Ver Madrid Platformu” üzerinden yurttaşların dayanışma girişim ve tekliflerini iletebilecekleri bir mecra olarak kullanmaya başladı.


Bu hakların yanında hemşehrilerin, belediyenin kanunlara dayanan kararlarına, emirlerine ve duyurularına uyma ödevi de hemşehri hukuku düzenlemesinin diğer bir veçhesi. Özellikle salgın döneminin olağanüstü koşullarında yürürlüğe konulan kısıtlamalar, önlemler, kurallar ve yasaklara riayet edilmesi kritik bir öneme sahipti. Bazen acil olarak yürürlüğe konulan bu kuralların bilgisinin vatandaşlara aktarılması için kentlerin dijital kanalları kullanıldı ve salgın için özel uygulamalar geliştirildi. Örneğin, New York Eyalet Yönetimi COVID-19 salgınına ilişkin gelişmelerin, hizmetlerin ve kısıtlamalarının duyurulduğu özel bir web sayfası açtı. Seul Metropoliten Yönetimi ise salgın hakkındaki yalan haberlerin tespit edilmesi ve doğru bilgilerin aktarılması için uzmanlarla Youtube üzerinden yayınlar yapmaya başladı.

Bilgilenme


Şartların ve kuralların bilgisinin sadece katılım süreçleri üzerinden olamayacağı malum. Nitekim hemşehri hukuku bilgilenme hakkını da düzenlemektedir. Pandemi döneminde bilgilendirme kanallarının önemi daha da arttı. Sadece yeni kurallar ve kısıtlamalar değil, vakaların durumu ve gelişimi hakkındaki bilgilerin sağlıklı ve hızlı bir şekilde sunulması da büyük öneme sahiptir. Örneğin, Cenevre’de yeni vaka ve hastaneye yatış rakamları devamlı güncellenerek kantonun web sitesinde yayınlandı. Ayrıca Alert Swissuygulaması ile vatandaşların acil durum alarmlarını, uyarıları ve bilgileri doğrudan cep telefonundan almalarını sağlayan bir uygulama yoğun olarak kullanıldı. New York’ta da yönetim tarafından kurulan bir cep telefonu bilgilendirme servisine üye olan 800 bin kent sakinine salgın ile ilgili güncel gelişmeler anlık olarak sunuldu. Seul’de ise trafikle ilgili radyo ve televizyon ağı olan TBS afet yayın kanalına dönüştürüldü.

Bu kanallar hastalığın gelişimine dair bilgilerin ötesinde salgın döneminde yürürlüğe konan kısıtlamalar, yeni kurallar ve salgınla mücadele mekanizmalarının duyurulmasında da kullanıldı. Berlin’de haftalık olarak yayınlanan bültene ek olarak, sık sorulan sorular rehberi ve podcastler yayınlandı. Benzer bir rehber Barselona’da da ticari işletmelerin tabi olduğu önlemler ve uygulamalara ilişkin olarak yayınlandı. Zürih’te ise önlemlere dair posterler kullanıldı. Tüm bu bilgilendirme kanallarının çoğu çok dilli hizmet vererek anadili farklı olan hemşehrilerin de bu kanallardan yararlanabilmesini sağladı.

Yardımlar


Hemşehri hukukunun bir diğer boyutu da tüm hemşehrilerin belediye idaresinin insan onurunu zedelemeyecek şekilde sunduğu yardımlardan yararlanma hakkına sahip olmasıdır. COVID-19 sürecinde tüm dünyada öncelikle maddi yardımların yaygın olarak seferber edildiğini gözlüyoruz. Yoksullar, evsizler, mülteciler, küçük esnaf, öğrenciler gibi bu süreçten en çok etkilenen kesimlerin ekonomik sıkıntılarının bir nebze olsun hafifletilmesi için yerel yönetimler seviyesinde çaba sarf edildiğini gözlemliyoruz.


Söz gelimi hem ekonomik zorluklar hem de sokağa çıkma yasakları nedeniyle yeterli beslenme imkanı bulamayanlara yönelik gıda yardımları bu süreçte büyük önem kazandı. Helsinki Belediyesi evsizler için hazırladığı sıcak yemekleri şehrin dokuz farklı dağıtım noktasında dağıtmaya başladı. Hindistan’ın Kerala kentinde ücretsiz sıcak yemek servisi yapılan 1255 toplum mutfağı kuruldu ve günlük 280 bin gıda paketi dağıtılmaya başlandı. Okulların kapatılmasının ardından da okul çağındaki çocukların evlerine yemek dağıtımına başlandı. Madrid Belediyesi kentsel topluluk bahçelerinde üretilen sebze ve meyveleri ihtiyaç sahibi insanlara ulaştırmaya başladı. New York’ta da hafta içi her gün günde üç öğün yemek servisine başlandı. Bu yemek noktaları ve aşevlerinin konumları, kentlilerin kendilerine en yakın noktayı haritalar yardımıyla kolaylıkla bulacakları bir interaktif site ile kamuya duyuruldu. Karantina dolayısıyla dışarı çıkamayan ve yemek noktalarına kimseyi gönderemeyenler için de eve hizmet servisi kuruldu.


Londra’da da evsizler için 12 hafta boyunca kentteki otellerden oda temin edilip, ihtiyaç duydukları gıda ve tıbbi bakım destekleri karşılandı. Barselona’daki evsizler için mevcut merkezlerin kapasiteleri arttırılıp, yeni tesisler hazırlandı. Berlin’de de mülteciler için yeni bir kamp alanı kuruldu, ve kirasını ödeyemeyen kent sakinlerinin evlerinden tahliye edilmesi yasaklandı.


COVID-19’un en çok tehdit ettiği kesim olan ileri yaştaki hemşehriler için de çok farklı yardım ve destek programları hayata geçirildi. Finlandiya Eczacılar Birliği, Helsinki Belediyesi’nin yardım hattı üzerinden evden çıkamayan yaşlı Helsinkililere eczane hizmeti vermeye başladı. Madrid Belediye Meclisi de salgın sürecinde bakımlarını sağlamakta güçlük çeken ve kalacak yer problemi yaşayan yaşlılara 75 daire tahsis etti ve burada fiziksel, sosyal ve psikolojik destek hizmetler sunmaya başladı. New York, 5 milyon dolarlık bir yatırımla 10 bin yaşlı hemşehrisine tablet dağıtarak internet hizmeti ve eğitimi sunmaya başladı. Benzer şekilde Barselona’da belediyenin bir uygulaması olan VinclesBCN aracılığıyla teknolojik imkanları yeterli olmayan yaşlı bireylere, uygulama yüklü bir tablet vererek ve internet hizmeti sağlanmaya başlandı.


Sosyo-kültürel İlişkileri Geliştirmek


Hemşehri hukukunun bir diğer boyutu da belediyelere hemşehriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması ödevini yüklemiş olmasıdır. Hemşehrilik kendiliğinden kolayca gelişen bir ilişki türü değildir. Belediyelerin katılıma, bilgilendirmeye ve yardımlara konu ettiği bu bağın kurulması ve güçlenmesi için çalışmalar yapması gereklidir. Bunun için belediyenin hizmet eden ve karar veren bir organ olmanın ötesinde kent sakinlerinin ortaklık zeminlerinin, birliktelik vesilelerinin ve dayanışma pratiklerinin gelişmesine destek veren bir konumda olması kritik önem taşır. Özellikle kriz anlarında bu birliktelik refleksi hayati bir işlev kazanır. Nitekim birçok kentte salgın döneminin gerektirdiği ekipman, eleman ve yardımın tedarikinde sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler önemli roller oynadı. Tüm dünyada benzer çok sayıda pratiğin ortaya çıktığını gördük.


Birçok kentte vatandaşların kendi aralarında kurdukları dayanışma ağlarının belediyeler tarafından desteklendiğine şahit olduk. Örneğin Berlin’de, mahallelerde yardıma ihtiyacı olan insanlar için yardım hattı olarak nextdoor.deadlı bir mahalle platformu kurularak dayanışma ağları desteklendi. Barselona’da dayanışma ağları aracılığıyla yurttaşların birbiriyle iletişime geçebildiğiBarcelona Desde Casa hayata geçirildi. Paris’te vatandaşların kent yönetimine düşünce ve önerilerini iletebilmeleri için kurulmuş olan Paris İdée, yardıma ihtiyacı olan ve destek sunabilecek kent sakinlerinin bu bilgileri paylaşmasını sağlayan bir dijital platforma dönüştürüldü.


Londra’da, kentin resmi web sayfası üzerinden farklı bölgelerde aktif olan gönüllü örgütler ve faaliyetler ile buralarda kurulmuş dayanışma ağları bilgisi paylaşılıyor. Zürih’te hayata geçirilen bir mahalle yardım ağı üzerinden de farklı ihtiyaçların giderilmesi için gönüllülerin buluşturulması sağlanıyor. Roma’da Sparwasserisimli sivil oluşum aracılığıyla toplumdan izole olarak yaşayan yaşlıların alışveriş ve diğer ihtiyaçları gönüllü gençler tarafından karşılanıyor ve yaşlıların durumları süreç boyunca gözlemleniyor. Hindistan’nın Kerala kentinde gönüllülerden oluşan 250 bin kişilik bir grup kısa bir eğitimin ardından sağlık hizmetlerini desteklemek, yoksullara yiyecek paketi dağıtmak, karantinadaki kişileri gözetim altında tutmak gibi işlerde yerel yönetimlere destek olmaya başladılar.


Dünya belediyelerinin COVID-19 salgını sırasında geliştirdikleri politikaları bir bütün olarak düşündüğümüzde adı konmasa da bizim belediye geleneğimizde neredeyse bir asırdır bulunan hemşehri hukuku anlayışının izdüşümlerini net olarak seçebiliyoruz. Peki, hemşehri hukukuna çok erken bir tarihte, 1930 yılında mevzuatında yer vermiş Türkiye’de belediyeler salgına nasıl tepki verdi?


Türkiye’deki Manzara


Türkiye belediyelerinin de salgın döneminde bilgilendirme, dayanışma ve sosyokültürel faaliyet alanlarında yoğun emek sarf ettiği bir gerçek. Fakat katılım konusunun ne yazık ki normal zamanlarda olduğu gibi yeteri kadar teveccüh görmediğini de gözlemliyoruz. Nitekim bu dönemde belediye meclis toplantıları bile ivedilik arz etmeyen konular haricinde yapılmadı. Her yaştan insan dijital iletişim platform kanallarını yoğun olarak kullanmaya başladıysa da belediyeler bu kanalları ağırlıkla merkezi ya da yerel idari birimlerle bir araya gelmek için kullandılar. Hemşehrilerin ve sivil toplum örgütlerinin politikaların geliştirilmesi ve karara bağlanmasına katılımında dijital kanallara ne yazık ki etkin bir şekilde başvurulduğunu gözlemleyemedik.


Türkiye’de her ne kadar belediyeler diğer alanlarda COVID-19 salgınına karşı verilen mücadelenin ön saflarında yer aldılarsa da, merkezi yönetim sürecin odağında bulunma konusunda ısrarlı oldu. Merkezi yönetim bu doğrultuda özellikle muhalif partilerin yönetimindeki belediyelerle karşı karşıya gelmekten imtina etmedi. Salgının gidişatına dair bilgilendirmeler bizzat sağlık bakanı tarafından yapıldı. Alınan tedbir ve kısıtlamalar da İçişleri Bakanlığı ya da Cumhurbaşkanlığı tarafından duyuruldu. Belediyeler ise özellikle sokağa çıkma yasaklarının olduğu günlerde açık olan işletmelere ve sürdürülen hizmetlere dair bilgilendirmelerde bulundu.


İhtiyaç sahiplerine yönelik yardım ve desteklerin valilikler bünyesinde kurulan Vefa Sosyal Destek Grupları tarafından verilmesi de merkezi yönetimin sürecin merkezinde olma ısrarının bir başka veçhesiydi. Ekmek dağıtımı gibi hizmetlerin belediyeler tarafından sunulması eleştirildi hatta yer yer engellendi; ısrar eden belediyeler merkezi yönetim tarafından eleştirildi. Çoğu sosyal destek hizmetleri belediyelerden personel ve araç desteği alan bu valilik birimlerince verilmeye çalışıldı.


Merkezi hükümetle yaşanan bu gerilime rağmen belediyeler süreç boyunca sosyal yardımlarda bulunmaya devam etti. Özellikle gıda ve erzak yardımlarına ağırlık veren belediyeler tedarik zincirinde yaşanan sıkıntılar ve ekonomik güçlüklerden kaynaklanan sorunları hafifletmeye odaklandı. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri’nin doğrudan üreticiden aldığı narenciye, patates ve soğan gibi tarım ürünleri, kent sakinlerinin gıdaya erişimini kolaylaştırdığı gibi büyük zorluklarla baş etmeye çalışan üreticilerle de dayanışmaya vesilesi oldu. Bu yardımların daha da hızlı ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için de politikalar üretilmeye çalışıldı. Ancak belediye meclislerinde bu politikaların tartışılması sırasında bazı önerilerin reddedildiğini görüyoruz. Söz gelimi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı yardımlar için beyanı yeterli bulma önerisi yaptıysa da bu öneri Büyükşehir Belediye Meclisi’nde reddedildi.


Belediyelerin maddi yardımda bulunmak için başlattıkları bağış kampanyaları da merkezi yönetim tarafından yasaklandı; bu amaçla açılan hesaplar bloke edilerek, bağışların sadece merkezi yönetimin başlattığı “Biz bize yeteriz Türkiyem” kampanyası bünyesinde açılan hesaplarda toplanmasına karar verildi. Bu yasaklara rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı ve daha sonra diğer belediyelerin de örnek aldığı “Askıda Fatura” uygulaması ile kişilerin doğrudan ihtiyacı olan kişilere ya da yardım hesaplarına para yatırması ve ihtiyacı olanlar yerine faturaların ödenmesi mümkün kılındı.


Belediyelerin ağırlık verdiği diğer bir yardım türü de maske, dezenfektan, kolonya, eldiven gibi hijyen malzemelerinin dağıtımı oldu. Özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kent kart aracılığıyla otomatik olarak maske almayı sağlayan maskematik uygulaması büyük ilgi gördü. Belediyelerin hemen hemen hepsi kamusal alanların temizlenmesi ve hijyeni için yoğun çaba sarf etti.


Belediyelerin önem verdiği bir diğer hizmet alanı da moral destek etkinlikleri oldu. Sokağa çıkma tedbir ve yasaklarının yoğun olarak gündemde olduğu, herkesin evde kalmasının salık verildiği bu dönemde belediyeler hemşehrilerinin evlerinden takip edebileceği, dijital içerikleri paylaşmaya çalıştı. İnternet üzerinden takip edilebilen, spor, müzik, eğlence içeriklerinin yanı sıra öğrencilere yönelik eğitsel programlar yayınlandı. Dönemin iki milli, bir dini bayrama da denk gelmesi ve bu günlerde sokağa çıkma yasaklarının uygulanması sebebiyle belediyeler sokaklarda seyyar müzik, eğlence programları düzenlediler.


Salgın Sonrası Döneme Dair Politika Önerileri


Bu notun hazırlandığı dönemde salgının ilk dalgasının atlatıldığına dair bir algı hakim olsa da tehlikenin geçmediğine vurgu yapan uzman uyarıları sürmektedir. Tıbbi riskin ortadan kalktığını varsaysak bile bu olağanüstü dönemin sosyal, ekonomik ve siyasi sonuçlarının belediyeleri önümüzdeki dönemde yeni politikalar geliştirmeye mecbur kılacağını öngörmek zor değil. Bu dönemde de hemşehri hukukunun çizdiği politik çerçevenin önemli bir referans kaynağı olacağını düşünerek birkaç politika önerisinde bulunulabiliriz:


  1. Belediye kararlarına katılım artık sadece politik ve sembolik bir gereklilikten ibaret değil. Katılımcı uygulamalar belediyenin işleyişini etkinleştiren, kurguladığı politikaların ve gerçekleştirdiği faaliyetlerin isabetliliğini ve etkinliğini arttıran bir analiz ve meşruiyet zemini sunuyor. Hemşehri hukukunun işaret ettiği belediye kararlarına katılım hakkı bu dönemde edinilen dijital iletişim becerileri ile birleştirilerek internet üzerinden daha etkin olarak hayata geçirilebilir. Çok az kaynak gerektiren, çok daha kolay olay organize edilebilen ve erişilebilen internet toplantıları, platformlarının daha etkin olarak kullanılarak yönetim süreçlerine hemşehrilerin katılımı teşvik edilmeli ve kolaylaştırılmalıdır.

  2. Ana akım basın kuruluşlarının dejenerasyonu, yerel basının zayıflığı ve sosyal medyanın kirliliği yurttaşların yakın çevrelerindeki gelişmeleri takip etmesini zorlaştırıyor. Belediyelerin görevde oldukları kentlere dair güncel gelişmeleri hem de bu gelişmelere karşı yürürlüğe koydukları uygulama ve hizmetlere dair etkin duyuru ve bilgilendirme kanallarını mobil uygulamalar, web sayfaları ve internet yayıncılığı gibi araçlarla hayata geçirmeli ve bu kanallar çok dilli olarak kurgulanmalıdır.

  3. Salgınla birlikte kaçınılmaz hale gelen ekonomik daralma ve zorluklar belediyelerin yürüttüğü sosyal politikaların önemini arttıracak ve bu alandaki faaliyetlerin nitel ve nicel olarak artmasını ve farklılaşmasını gerektirecek. İhtiyaç alanlarını ve sahiplerinin hızlı teşhis ve etkin takibini yapabilecek veri bankaları ve tedarik hatlarının kurulması ve özellikle pandemi süresince önemi ortaya çıkan tarımsal desteklere ve kooperatifçilik çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir .

  4. Önümüzdeki dönemde belediyelerin baş etmesi gerekecek sorunların niteliği ve niceliği bu kurumların daralmış ekonomik kapasitelerini aşan düzeylere ulaşabilir. Bu nedenle, kent yönetimlerinin öz kaynaklara dayalı hizmetlerin ötesinde hemşehrilerinin kendi aralarında ve kamu kurumları ile kuracakları dayanışma pratiklerinin yayılması ve geliştirilmesi gerekecek. Belediyeler karşılıklı dayanışma, paylaşım alışkanlıklarını teşvik etmeli ve kolaylaştırmalıdır. Bunun için yukarıda işaret edilen bilgilendirme ve haber kanalları kullanılabilir. Ayrıca yerel üretici ve esnafı destekleyecek döngüsel ekonomik modeller geliştirilmelidir.


NOTLAR

[1]Dünyada yerel yönetimlerin pandemi ile mücadele adına hayata geçirdikleri çalışmalar, kentlerin internet sayfaları ile Enstitü İstanbul’un “Dünya Kentlerinde Yerel Yönetimlerin COVID-19 Önlemleri” başlıklı derlemesinden ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu COVID-19’a Karşı Başkentler Girişimi’nin web sayfasından takip edilebilir.


***

* Ulaş Bayraktar siyaset bilimi doçentidir.

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü

Caferağa Mah. Muvvakithane Cad. Çakıroğlu İş Merkezi No: 26/61

Kadıköy - İstanbul