COVID-19 Salgınının Türkiye’de Gelir Dağılımına Etkisi ve Mevcut Politika Seçenekleri

En son güncellendiği tarih: 6 gün önce

Dünyamız İkinci Dünya Savaşı sonrası görülen en büyük küresel kriz ile karşı karşıya kalmıştır. Zaten kötüye giden ekonomik koşullar, ortaya çıkan bu salgının etkisiyle daha da kötüleşmiştir. Bu politika raporumuzda, Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar, Prof. Dr. Öner Günçavdı ve Prof. Dr. Haluk Levent, COVID-19 salgınının Türkiye'de gelir dağılımına etkisini ele alıyor ve mevcut duruma karşı uygulamaya koyulabilecek politika önerilerine yer veriyor.



COVID-19 salgının ortaya çıkmasından bu yana yaratabileceği ekonomik etkiler bakımından temelde iki strateji öne çıkmaktadır. Birinci strateji, virüsü tümüyle baskılamayı amaçlayan “sıkı izolasyona” dayalı mücadele yöntemi, diğeri ise virüsün görece daha geniş bir kesime yayılmasını göze alan “sürü bağışıklığına” dayalı strateji yaklaşımı. İlki geniş bir toplum kesimini aktif hayattan çekmeyi gerektirdiği için ekonomik maliyeti diğerine göre çok daha yüksektir. Dolayısıyla ilk stratejiyi uygulamaya koyan ülkeler büyük bir bütçeyi bu mücadelenin ekonomik etkilerini hafifletmek için kullanmak durumundadırlar. Buna karşılık, sürü bağışıklığı yaklaşımı görece düşük izolasyon öngördüğünden ekonomik işleyişi yavaşlatmamayı öngörmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse, hastalıkla mücadele performansı (daha az ve zamana yayılmış hasta sayısı ve daha az kayıp) ile ekonomik performans arasında bir ödünleşme ilişkisi bulunmaktadır.


Bu çalışmada, COVID-19 salgınının hane halklarının gelirleri üzerindeki etkisi iki senaryo üzerinden analiz edilmiştir. Temel bulgularımıza göre iki senaryo temelinde ve kamunun müdahalesi öncesinde salgının ücretli istihdamı üzerinde olumsuz etkileri görülmektedir. Buna göre istihdam oranının ve doğal olarak bağımlılık oranının sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 30’a kadar düşmesinin beklenmesi mümkündür. Yani istihdam edilenlerin ortalama olarak bakmakla yükümlü oldukları nüfus bir hayli yükselmektedir. Öte yandan yaşanan şokun istihdama bağlı tüm gelir türlerinde meydana getirdiği etkiler dikkate alındığında ve diğer gelirlerin değişmediği varsayımı ile hane halklarının önemli bir gelir kaybına uğradıkları ancak gelir dilimleri üzerindeki etkinin farklılaşması nedeniyle gelir dağılımının bozulduğu gözlemlenmektedir. Düşük gelir gruplarının gelir kaybı yüksek gelir gruplarına göre daha yüksektir.


Türkiye’nin bugüne kadar uygulamaya koyduğu iktisat politikaları genelde pek çok ülkede uygulanan politikalardır, ancak boyutu çeşitli göstergeler açısından çok sayıda ülkede uygulanan programlara göre oldukça hafif kalmaktadır. Bu haliyle özellikle hane halklarının uğradığı kayıpların giderilmesi mümkün değildir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar ise yaşanan ekonomik şokun uzun süreli ve derin bir bunalıma dönüşmemesi için süratle daha ağır etkilenen kesimlerin kayıplarının bir bölümünü giderecek ek tedbirlere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Buna karşılık Türkiye’nin şok öncesi ekonomik durumu pek çok zayıflıklar barındırdığı için bu türden kapsamlı ve virüsü sert biçimde baskılamayı hedefleyen bir politikayı yürürlüğe koyabilecek bütçenin iç kaynaklardan oluşturulması mümkün gözükmemektir. Bu durumda yapılması gereken, virüs ile mücadelenin uluslararası karakterini dikkate alarak uluslararası kurumlar tarafından sunulan kaynaklardan yararlanabilecek düzenlemeleri yürürlüğe sokmaktır. Aksi halde, bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, ortaya çıkması muhtemel derin bunalım, virüs ile mücadele anlayışından beklenen ekonomik performansa ulaşılmasını da imkansız kılacaktır.


Rapora ulaşmak için tıklayınız.

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü

Caferağa Mah. Muvvakithane Cad. Çakıroğlu İş Merkezi No: 26/61

Kadıköy - İstanbul